Yunus Emre ve Ben Bilmem

Çoğu insanın bildiği üzere Yunus Emre’nin hocası Tapduk Emre’dir. Yunus da hocası Tapduk Emre’nin yolundan gitmeye karar vermiştir. (Acaba kendi kararı mıdır ?)

0
637

Aşıktı Yunus. Hak aşığı bir eren. Bu yüzden ona ‘Emre’ denmişti, tıpkı hocası Taptuk Emre’ye dendiği gibi.

Ayşegül Lanen Nurcan/Gazete1453

14. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı bilinmekte. Lakin bu yazımda onun hayatından çok bahsetmeyeceğim zira internetten yeteri kadar bu tür bilgilere erişebilirsiniz. Anlatmak istediğim birbirine bağlı iki kıssa. Var oluşun kaynağını sorgulayan daha sonra Allah Aşkıile yanıp bu günlere kadar şiirleri ve hikayeleri ulaşan Yunus hakkında…

Çoğu insanın bildiği üzere Yunus Emre’nin hocası Tapduk Emre’dir. Yunus da hocası Tapduk Emre’nin yolundan gitmeye karar vermiştir. (Acaba kendi kararı mıdır ?)

Uzun yıllar hocasının derslerinde bulunmuş, tam bir ‘Hak Dostu’ olmuştur. Günlerden bir gün  -e insanoğlunu nefs bırakmaz- Yunus, benliğinin  artık Tapduk Emre’ye ihtiyacının kalmadığını düşünerek, dergâhtan ayrılıp kendi yolunu çizmeye karar verir. Bir rivayete göre de hocasına yük olmak istememiştir.

Dergâhtan ayrılan Yunus, yollara revan olur. Uzunca bir müddet yol aldıktan sonra üç kişilik derviş taifesi ile karşılaşır. Onlarla sohbet eder, akşam olur…

Karınları iyice acıkmıştır. Dervişlerden biri:  “Dua edelim de Yaradan bize sofra göndersin.” der. Sırayla önce birinci derviş dua eder, gökten bir sofra gelir. İkinci derviş dua eder, gökten yine bir sofra gelir. Üçüncüde de aynı hadise vuku bulur ve sıra Yunus’a gelir. Yunus, ellerini yüzüne kapar mahcup bir şekilde ve duasını eder. Bir de bakarlar ki gökten dört sofra inmiş.  HAYret içinde kalan dervişler Yunus’a: “Sen ne dua ettin de bize birer sana dört sofra indi?”  diye sorarlar. Yunus şöyle der:

“Rabbime şöyle niyaz ettim. ‘Allahım! Bu üç kulun kimin yüzüsuyu hürmetine dua ettilerse O’nun hatırına bana da sofra gönder.’  Peki derviş kardeşlerim sorarım size: Siz kimi vesile ettiniz ?”

Dervişler:

“Biz Yunus Emre diye bir zat duyduk , O’nu vesile ederek ‘Yunus’un yüzüsuyu hürmetine…’ dedik. ”
Bunu üzerine Yunus ağlayarak Tapduk Emre’nin huzuruna koşar, ancak hocasını kırmış ve üzmüş olduğunu düşünerek dergâhtan girmeye çekinir çünkü haber vermeden, edebe aykırı bir şekilde gitmiştir fakat farkındadır ki bu mertebeye hocası sayesinde gelmiştir. İlle de edeb ille…

Hocası Tapduk Emre’nin gözleri âmâdır, göremez. Tabduk’un eşi ile kapıda karşılaşan Yunus ne yapacağını sorar evin hanımına.

Hanım şöyle cevap verir:

“Birazdan hocan namaz için avluya çıkacak , kapının eşiğine yat. Asasıyla sana dokunan hocan, ‘Kim bu?’ diyecek . Ben de ‘Yunus.’ diyeceğim. Eğer, ‘Hangi Yunus?’ derse sana kırgındır. Uzaklaş. ‘Bizim Yunus mu?’ derse kalk eline sarıl.”

Yunus aynen denildiği üzere eşiğe yatar ve Tapduk Emre eşikten geçerken asasıyla Yunus’a dokunur: “Kim bu ?” der. Eşi: “Yunus.” diye cevap verir. Bunun üzerine hocası: “Bizim Yunus mu ?” deyince ağlayarak Aşık Yunus, hocasının ellerine sarılır ve dergâhı terk etmemesi gerektiğini, pişman olduğunu gözyaşları içinde  anlatır.

İşte böyle harikalarla dolu bir yoldur tasavvuf.
Hem de ‘Alice‘in Harikaları’ gibi kurgu değil.

Nice ‘Yunuslar’ vardır halk arasında. Onlar zâhirde yani görünüşte halk, bâtın da, özde Hak ile beraberlerdir. Çoğumuz bilmeyiz, anlamayız onların hâlini imtihan dolu fâni dünyada. 

 Ne diyelim?

Karşılaşmak nasip ola ‘BEN BILMEM!’ diyen Aşık Yunus vasıflılarla…

 

Yazarın diğer makaleleri için TIKLAYINIZ

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here